AİLESİ TARAFINDAN İHBAR EDİLEN BİR UYUŞTURUCU KULLANICISINA VERİLEN 12 YIL 6 AY CEZAYA İLİŞKİN KARARIN TEMYİZ DİLEKÇESİ..
YARGITAY CEZA DAİRESİNE
Gönderilmek Üzere
KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. CEZA DAİRESİNE
DURUŞMA TALEPLİDİR.
Dosya No: 2026/...... Esas
SANIK : A.... X... T.C. ...
VEKİLİ : Av. ORHAN TUĞRUL - KONYA BAROSU - 5809
Av. ...... - KONYA BAROSU - .....
KONU : TEMYİZ BAŞVURU DİLEKÇEMİZDİR.
AÇIKLAMALAR.
Müvekkil A. X'e, yukarıda numarası belirtilen dosyada, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama suçundan 12 yıl 6 ay hapis ve adli para cezası verilmiş ve bu ceza istinaf mahkemesince onanmıştır. Fakat kesinlikle adil olmayan bu kararın, hatalı olduğunu kararı veren mahkeme başkan ve üyelerinin dahi bilmemesi imkansızdır. Bilmemesi çok daha vahim bir durumdur. Bu nedenle yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin istinaf mahkemesi kararının bozulması ve müvekkilin beraatına karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;
Öncelikle NE İSTİNAF MAHKEMESİNİN NE YEREL MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARINDA, GEREKÇE YOKTUR. Yerel mahkeme şablon bir anlayış ve klişe bir cümle ile ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kişisel kullanım sınırının üzerinde olduğunu ve müvekkilin alınan idrar numunesinde uyuşturucuya rastlanılmadığı belirtmiştir. Bundan başka bir gerekçe bulunmamaktadır. Fakat bunlar gerekçe değildir. Savunmaya yönelik iddialarımızın hiç biri değerlendirilmemiştir. Kaldı ki, müvekkilin daha önce kullanıcılıktan dosyası bulunmaktadır. Ayrıca bazı uyuşturucular kullanılsa da idrarda çıkmayabilmektedir. Bunların yüzde yüz kesin sonuç olmayacağını mahkeme heyetinin bilmemesi imkansızdır. Biz kan, kıl, saç ve tırnak örneği alınmasını talep etmemize rağmen bu yapılmamış, bununla ilgili bir ara karar kurulmamış, bir ret gerekçesi de ortaya konulmamıştır. Ayrıca rızaen teslim tutanağında da müvekkilin uyuşturucu kullandığı anlaşılmaktadır. Bu hususların hiç biri, gerekçe yazacak kadar dikkate alınmamıştır. Aslında gerçekten bu suçun işlendiğine dair bir gerekçe yazılması da hukuken mümkün değildir. Muhtemelen mahkeme bu nedenle gerekçe yazmaya çalışmamıştır.
Yargılama aşamasında müteaddit defalar belirttiğimiz şu hususları tekraren belirtmek isteriz. Müvekkili ihpar eden, müvekkilin dayısı O. X'tır. Müvekkil yaklaşık bir yıldır uyuşturucu kullanmakta olup, MÜVEKKİLİN BABASI VE DAYISI MÜVEKKİLİN UYUŞTURUCUYU BIRAKMASI VE TEDAVİ OLMASI İÇİN, MÜVEKKİLİ İHPAR ETMİŞLERDİR. Daha önce müvekkilin babası H. X'in, M. isimli amcasının torunu (A. X. oğlu) B. X. ve müvekkilin babası H. X'in, H. isimli amcasının torunu (M. oğlu) E. Y, uyuşturucu kullanması sebebiyle vefat etmiştir. Bu sebeple ailesi, müvekkilin de uyuşturucudan ölümünden korkmaktadır. Olaydan yaklaşık bir hafta önce, müvekkilin babası H. X, müvekkile, kendisini polise ihbar edeceğini söylemiş, fakat müvekkil, babasının böyle bir şey yapacağına ihtimal vermemiş ve önemsememiştir.
OLAYDAN BİR GÜN ÖNCE MÜVEKKİLİN BABASI İLE DAYISI, MÜVEKKİLİ İHPAR ETMEYE KARAR VERMİŞLERDİR. Müvekkilin annesi buna razı olmamakta olup, o yokken ihpar edelim diye konuşmuşlardır. 25 ocak günü müvekkilin dayısı ihparı yapmış, polis önce gelmeyeceğini söylemiş, dayısı tekrar tekrar aramış, ihparının arkasında olduğunu söylemiş, hatta evde, T. Y. isimli kişinin de olduğunu, onun yakalamasının olduğunu, müvekkil ile birlikte uyuşturucu kullandıklarını söylemiştir. Polis O. X'a, şahısların aranması olmadığını ve gelmeyeceğini söylemiş, O. X'ın bir kaç defa araması ve ısrarı üzerine polis eve gelmiştir.
Dayısının müvekkili ihbar ettiği dakikalarda, müvekkilin babası işte olup, sonrasında babası da eve gelmiştir. Dayısı ihbarı yaparken, müvekkilin babası işte olsa da, babasının da ihbardan bilgisi vardır. Müvekkilin annesi işten daha geç çıktığı için, o gelmeden meseleyi halletmek istemişlerdir. O nedenle dayısı, babasının gelmesini beklememiştir. Fakat polis eve gelmeden önce, müvekkilin babası da eve gelmiştir. Babası eve geldikten sonra, müvekkile, "oğlum polisler gelip seninle konuşacak" demiş, müvekkil şaşırmış ve "ne polisi" demiştir. Müvekkil ile babası ve dayısı arasında bu konuşmalar olurken, bir iki dakika içinde kapı çalmış ve polisler gelmiş, müvekkilin dayısı kapıyı açmış, sonra babası da kapıya çıkmış, polis, "evde başka kim var" diyerek müvekkili çağırmış, müvekkil kapıya çıkmış, polis müvekkile, "Sen neden uykulu gibisin, madde mi aldın" demiş, müvekkil "hayır" diye cevap vermiş, polis müvekkile, "hakkında şikayet var, hadi getir maddeyi, gel konuşalım, konuşup gideceğiz, uyuşturucuyu kimseye vermeyeceğiz" demiştir. Müvekkil bunun üzerine, içeceği ve kuruması için kaloriferin üzerine koyduğu 2-3 gramlık parçayı polise götürmüştür. Polis başka var mı diye sormuş, müvekkil madde katılmamış saf tütünü getirmiş, polis memuru, "başka var mı diyorum bak" diyerek, içeri girmiş, salondaki halıyı kaldırıp altına bakmış, etrafı aramaya başlamış, müvekkil de, amfetamin sıktığı tütünü polise vermiştir. Olay bu şekilde olmuş olup, müvekkilin babası ve dayısının müvekkili ihpar etme sebebi, müvekkilin tedavi olmasını sağlamak ve devletin müvekkilin tedavisini yaptırması içindir. Bütün bunlar müvekkilin uyuşturucu satmadığını ve satmak gibi bir niyetinin olmayacağını göstermektedir. HİÇ BİR UYUŞTURUCU SATICISINI, AİLESİ İHBAR ETMEZ. OLAYIN OLUŞ ŞEKLİ MÜVEKKİLİN KULLANICI OLDUĞUNU AÇIK VE NET ŞEKİLDE ORTAYA KOYMAKTADIR.
Olay bu şekilde olmasına rağmen, müvekkil ele geçirilen maddenin fazlalığı gerekçe gösterilerek uyuşturucu ticareti suçundan tutuklanmıştır. Fakat bu karar açıkça hatalıdır. Ele geçirilen madde, sentetik kannobinoid olup, müvekkil olay günü öğleden sonra, Doğanlar mahallesinden bir gram amfetamin almış, bu maddeyi marketten aldığı aseton ile karıştırarak, tütüncülerden aldığı tütüne sıkmıştır. Müvekkilin aldığı amfetamin miktarı bir gramdır. Bu müvekkile hiç sorulmamış olup, bunların detaylı olarak sorulması gerekmektedir. Müvekkilin de belirtiği üzere, ele geçirilen, daha doğrusu müvekkilin polise teslim ettiği madde, saf amfetamin değildir. Bunun çoğu tütündür. MÜVEKKİLİN ALDIĞI AMFETAMİN MİKTARI BİR GRAMDIR. HAL BÖYLE İKEN, EVDE BULUNAN MADDE MİKTARININ ÇOKLUĞUNDAN BAHSEDİLEMEZ. ELE GEÇİRİLEN MADDE BİR KARIŞIMDIR. ÖNEMLİ OLAN BUNUN İÇİNDE NE KADAR SAF UYUŞTURUCU OLDUĞUDUR. MÜVEKKİLİN ALDIĞI AMFETAMİN MİKTARI BİR GRAMDIR. Kişi bu bir gram maddeyi, yüz gram tütünle de karıştırabilir, yarım kilo tütünle de karıştırabilir, bir kilo tütünle de karıştırabilir. Daha çok tütünle karıştırınca, maddenin uyuşturucu oranı artmayacaktır. Yerel mahkeme bunu sorgulama gereği dahi duymamıştır. Fakat bu hayati bir husustur. Mahkemenin bu mantığı ile, her kullanıcı uyuşturucu ticaretinden ceza alabilecektir. Maddenin adli tıp ve kriminal dairesine gönderilerek, ele geçirilen karışımdaki, saf uyuşturucu oranının belirlenip belirlenemeyeceği hususunda rapor alınmasını, ele geçirilen maddede ne kadar saf uyuşturucu, ne kadar aseton ve ne kadar tütün bulunduğunun tespit edilmesini talep etmemize rağmen bu yapılmamıştır. Bu yapılmamasına rağmen miktarın kişisel kullanım sınırını aştığı kabul edilmiştir. Eğer bu tespit yapılamıyorsa, müvekkile madde miktarının yüksekliğinden bahsedilerek ceza da verilemez. Aksi kabul, hukuktan uzak ve çok hatalı bir karar olacaktır. Yerel mahkemenin kararı böyle bir karardır.
Yargıtay, 10. Ceza Dairesi, 10.05.2018 Tarih, 2017/7871 Esas, 2018/4029 sayılı kararında, "Sanıktan ele geçirilen 12 paketçik halinde 2 gr sentetik kannabinoid türevi maddenin bir günlük kullanım dozunun ne olduğu konusunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun ilgili ihtisas dairesinden rapor alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği" belirtmiştir. Bizde olay günü müvekkilin teslim ettiği 57 gram tütün karışımlı maddenin, günlük kullanım miktarının ne kadar olduğunun, uyuşturucu yoğunluğunun ne kadar olduğunun belirlenmesi ve buna ilişkin adli tıp kurumundan rapor alınmasını talep etmemize rağmen bu yapılmamıştır. Bizzat ele geçirilen bu maddenin adli tıp kurumuna gönderilmesini gerekmektedir. ÇÜNKÜ MÜVEKKİL BU MADDEYE SADECE BİR GRAM AMFETAMİN SIKMIŞTIR. YANİ UYUŞTURUCU YOĞUNLUĞU ÇOK DÜŞÜKTÜR. ESER MİKTARDADIR. Adli tıp kurumu bunu belirleyemiyor ise, bunun sanık lehine değerlendirilmesi gerekmektedir. Hukukun gereği budur. Şüphe ile kişilere ceza verilemez. Kaldı ki burada şüphe de yoktur. Müvekkilin kullanıcı olduğu, ve kullanmak için aldığı açıktır.
SAVCILIK OLAYA O KADAR ŞEKİLCİ YAKLAŞMAKTADIR Kİ, MÜVEKKİLE UYUŞTURUCU TİCARETİNDEN İŞLEM YAPILMASINA RAĞMEN, İHBARI YAPAN VE OLAY SIRASINDA EVDE OLAN, MÜVEKKİLİN DAYISI O. X. İLE BABASI H. X.'İ TANIK OLARAK DİNLEMEYİ DAHİ DÜŞÜNMEMİŞTİR. Halbuki ihbarı yapan bunlar olup, polis de bunu bilmektedir. Bu kişilerin ihbarı yaparken de, bir uyuşturucu ticareti iddiası yoktur. Amaç müvekkilin tedavi olmasını sağlamaktır. Fakat kolluk ve savcılık miktar fazla imiş, bu ticaret olur mantığı ile başka bir araştırmaya gerek duymamıştır. Böyle bir mantık, kesinlikle hukuki olmadığı gibi, masum insanların mağdur olmasına sebep olacağı açıktır. Mahkemece müvekkilin dayısı ve babası tanık olarak dinlenmiş ve onlarda bunu ifade etmiştir. Fakat mahkemece detaylı bir sorgulama yapılmamıştır. Zaten tanıkları da biz getirdiğimiz için dinlemiştir. Tanık beyanları da bizi doğrulamasına rağmen ceza verilmesinin hukuken bir izahı bulunmamaktadır.
YUKARIDA BELİRTTİĞİMİZ GİBİ, MÜVEKKİLİN TEDAVİSİNİN YAPTIRILMASI İÇİN, İHBARI YAPAN MÜVEKKİLİN DAYISIDIR. İHBARDAKİ SES KAYITLARINDA, BU AMACIN GÖRÜLECEĞİ KANAATİNDEYİZ. BU NEDENLE, MÜVEKKİLİN DAYISININ İHBARINA İLİŞKİN SES KAYITLARININ, İHBAR KAYITLARININ İLGİLİ KURUMLARDAN İSTENMESİNİ VE ÇÖZÜMÜNÜN YAPILMASINI TALEP ETTİK. FAKAT YEREL MAHKEMECE BU HUSUSTA ARAŞTIRILMAMIŞTIR. Müvekkilin dayısı bize, polisi bir kaç kez aradığını belirtmiş olup, tüm ses kayıtlarının istenmesini talep ediyoruz. Kolluk tutanağında vaka numarası belirtilmiştir. Bu vaka numarası ile ses kayıtları istenebilir. Ayrıca, olay yerine gelen polisler de olayın böyle olduğunu bilmektedirler. Çünkü olay yerine geldiklerinde, müvekkilin babası ve dayısı ile konuşmuşlardır. Müvekkilin babası ve dayısı, polislere müvekkili ihbar sebebini mutlaka söylemiştir. Polislerle bir konuşma olmuştur. Polisler eve de girmiştir. Yani olayı polislerde bilmektedir. Olay anlattığımız gibi olmasa, polisler, arama kararı olmadan, bir eve girmeye cesaret edemezler. Bu nedenle polislerin de dinlenmesi gerekmekte olup, bu talebimiz de kabul edilmemiştir. Olay yerine gelen polislerin tanık olarak dinlenmemesi de kararın kaldırılmasını gerektirmektedir. Fakat aslında beraat kararı verilmesi için buna da gerek yoktur. Asgari mantık, asgari hukuk, asgari vicdan, asgari adalet, beraat kararı verilmesi için yeterlidir.
Yukarıda belirttiğimiz üzere, sadece ele geçirilen maddenin miktarına bakılarak, olay uyuşturucu ticareti, yani satmak için bulundurma olarak nitelendirilemez. KALDI Kİ, MADDE KARIŞIM BİR MADDE OLUP, ÇOĞU TÜTÜNDÜR. AMFETAMİN MİKTARI ESER MİKTARDADIR. Yargıtay hiç bir kararında, salt madde miktarı ile olayın uyuşturucu ticareti olduğunu belirtmemiştir. Böyle bir karar yoktur. Yargıtay, sanığın yakalanma şekli, maddenin bulunma biçimi, paketleme yapılıp yapılmadığı, bulunduğu yer gibi pek çok hususla birlikte madde miktarının değerlendirilmesi gerektiğini, bu hususların araştırılması gerektiğini söylemektedir. Olması gereken de, mantığın, hukukun ve adaletin gerektirdiği de budur. Kişi bir gram amfetamini, 10 gram tütüne de sıkar, 100 gram tütüne de sıkar. Zaten tütün miktarı arttıkça, oluşan karışımın uyuşturucu etkisi düşecektir. Bu nedenle daha fazla tüketebilecektir. Ayrıca tütünü fazla katması, çok hızlı ve ağır dozda içmemesinden de kaynaklanıyor olabilir. Bütün bunlar sorgulanmadan, tütünün fazlalılığı ile ceza verilmesi kesinlikle adil olamaz. Müvekkilin teslim ettiği madde, saf uyuşturucu, saf amfetamin değildir. Çoğu tütündür. Su katılmış süt gibi, Alkol katılmış su gibidir. Bunlar göz önünde tutulmadan, belirttiğimiz hususlar araştırılmadan, ceza verilmesi, ancak, kişinin suçlu suçsuz olup olup olmadığına bakmadan ve önemsemeden ceza vermek olacaktır. Ki buda savcılığın ve mahkemelerin varlık amacına aykırıdır.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi 06.12.2017 Tarih, 2017/4155 Esas 2017/6865 karar sayılı kararında, "Kısaca madde miktarı bulundurma amacının belirlenmesinde yardımcı olabilir ancak tek bir ölçüt olamaz. Uyuşturucu/uyarıcı maddenin kişisel kullanıma yetecek miktarda olması halinde başkaca delil yoksa amacın kullanmak için bulundurma olduğu kabul edilebilirse de maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacına yönelik olarak miktar ölçütü dışında somut olayın özelliklerine göre de değerlendirme yapılmalıdır. Bu değerlendirmede miktar dışında; a) Sanığın hareketleri (müşteri arama, pazarlık yapma, numune gösterme ve benzeri) b) Uyuşturucu/uyarıcı maddelerin ele geçiriliş ve bulundurma şekli ile çeşitlilik, (çok sayıda küçük miktarlı poşetçikler, madde bulaşıklı hassas terazi; esrar, eroin, kokain, MDMA, sentetik kannabinoid gibi maddelerin bir arada bulundurulması) c) Uyuşturucu/uyarıcı maddelerin bulunduğu yer, zaman ve belirlenecek zaman dilimi içinde sanık tarafından kullanılabilecek madde miktarı, d) Sanığın uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığı, e) Sanığın sosyal ve ekonomik durumu geçimini ne ile sağladığı, geliri gibi olgular da değerlendirilmelidir." diyerek uyuşturucu ticareti suçunun oluşup oluşmadığına yönelik araştırılması gereken hususları belirtmiştir. Yargıtay kararında araştırılması belirtilen hususların hiç biri somut olayda mevcut değildir. Dolayısıyla uyuşturucu ticareti suçu söz konusu değildir. CEZA YARGILAMASINDA, MÜVEKKİLİN SUÇSUZLUĞUNU İSPAT BİZE YÜKLENEN BİR GÖREV DEĞİLDİR. ŞU YOK, BU YOK DİYE SAVUNMA YAPMAKTA MANTIKLI DA DEĞİLDİR. Olayın uyuşturcu ticareti olmadığı açık ve nettir. Bir mahkemenin bunu anlamaması mümkün değildir. Anlamasına rağmen ceza vermesi ise, yani göz göre göre suçsuz bir insana ceza vermesi ise, ne adil, ne vicdani nede hukuki olacaktır.
Müvekkilin uyuşturucu satması veya satmak için bulundurması kesinlikle söz konusu olmamakla birlikte, evde yapılan aramanın ve müvekkilden uyuşturucunun alınmasının da hukuka aykırı olduğunu, ele geçirilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi, müvekkilin dayısı ihbarı yapmış, polisler eve gelmiş, müvekkilin dayısı ve babası dışarı çıkmış, polisler müvekkili çağırmış, uyuşturucu kullanıp kullanmadığını sormuş, müvekkil yok demesine rağmen, polisler şikayet olduğunu söyleyerek uyuşturucuyu getir demişlerdir. Müvekkil 2-3 gramlık parçayı getirdikten sonra, "başka var mı bak soruyorum" diye baskı yapmışlar, yani müvekkili zorlayarak ve baskı ile hukuka aykırı şekilde delile ulaşmışlardır. Polisler arama kararı olmamasına rağmen eve girmişlerdir. Tutanakta, müvekkilin çıktığı odadan duman çıktığının görülmesi, durumdan şüphelenilmesi ve sorulması üzerine, rızaen getirdiği belirtmiş ise de işin aslı böyle değildir. Polis müvekkili çağırmış, sorgulamış ve müvekkil de, babası polisler gelmeden önce müvekkile, "polisler gelip senle konuşacak" dediği için içeriye girmelerine ses çıkarmamıştır. Zaten müvekkil polisleri, babasının ve dayısının tanıdığı zannetmektedir. Birde kendisinin uyuşturucu ticareti yapması söz konusu olmadığı için, çekinecek bir durumu da olmamıştır. FAKAT MÜVEKKİLİN İRADESİ SAKATA UĞRATILARAK VE ARAMA KARARI OLMAKSIZIN EVE GİRİLDİĞİ İÇİN, DELİL HUKUKA AYKIRI DELİLDİR. BU NEDENLE HÜKME ESAS ALINAMAZ. Kolluğun, durumdan şüphelendik, sonra sorunca kendi rızası ile teslim etti diye tuttuğu bütün tutanaklar hukuksuzdur. Öncelikle kolluğun böyle bir durumda eve girmeden, cumhuriyet savcısına bilgi vermesi gerekmektedir. Zira kolluk suç ihparını öğrendiği anda cumhuriyet savcısına bilgi vermek zorundadır. Fakat somut olayda eve girerken dahi cumhuriyet savcısına bilgi verilmemiştir.
Dava konusu olaya tıpa tıp benzeyen bir olaya ilişkin 06.12.2018 tarihli, 2016/851 esas, 2018/619 karar sayılı Yargıtay ceza genel kurulu kararını dosyaya sunmuştuk. Bu kararda da ihparı yapan ev sahibi olup, ihparda, polislere evde arama yapılmasına rıza göstereceğini belirtmiş, polis savcıyı aramış, cumhuriyet savcısı ev sahibinin rızası olduğu için arama kararına gerek olmadığını belirtmiş, arama yapılması talimatını vermiştir. Polisler ev sahibinin izni ile ev sahibinin oğlunun arkadaşını yakalamışlar, evde arama yapmışlardır. Ceza genel kurulu, ihparı yapan ev sahibinin rızası olsa da, arama için izin alınması gerektiğini, karar alınmadan yapılan aramanın hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ceza genel kurulu kararına konu olayda ihparı yapan ev sahibi, şüpheli ise üçüncü kişidir. İhparı yapma sebebi ise, bu üçüncü kişinin, kendi oğlunun başını belaya sokmasını istememesidir. Ev sahibinin ev ahalisinden birine göre üçüncü kişiye karşı daha fazla hak sahibi olmasına rağmen, genel kurul, arama kararı olmadan yapılan aramanın hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Bizim olayda müvekkil de ev sahibidir. Ev ahalisinden biridir. Bu nedenle ev sahibinin rızası olsa da, arama hukuka aykırıdır. Ceza genel kuruluna konu olayda, savcıya bilgi verilmiştir. Bizim olayda savcıya dahi haber verilmemiştir. Ceza genel kurulu kararından, evdeki kişilerin tanık olarak dinlendiği anlaşılmaktadır. Fakat bizim olayda evdeki kişilerde tanık olarak dinlenmemiştir. Bütün bu sebeplerle yerel mahkeme kararının kaldırılması ve müvekkilin beraatına karar verilmesi gerekmektedir.
Kolluk tutanağında, müvekkilin iki parça halinde sentetik kannobinoid maddesini teslim ettiği belirtilmiş olup, bu iki parçadan biri yukarıda belirttiğimiz 2-3 gramlık madde olup onu içmek için kurusun diye kaloriferin üzerine koymuştur. Diğeri de zaten maddenin bulunduğu poşettir. Yani iki ayrı poşet de yoktur. Ayrıca, polisin eve geldiğinde, müvekkilin uyuşturucu içiyor olması da, maddeyi kullanmak için aldığını göstermektedir. YEREL MAHKEMENİN GEREKÇELİ KARARINDA HER NE KADAR MÜVEKKİLİN İDRARINDA UYUŞTURUCU TESPİT EDİLEMEDİĞİNDEN KULLANICI OLMADIĞI KABUL EDİLSE DE, BİZZAT EL KOYMA TUTANAĞINDA, KOLLUK TUTANAĞINDAN MÜVEKKİLİN UYUŞTURUCU KULLANDIĞI ANLAŞILMAKTADIR. KOLLUK TUTANAĞINDA ODADAN DUMANLAR ÇIKTIĞI BELİRTİLMEKTEDİR. DUMAN ÇIKTIĞINA VE MÜVEKKİLİN AİLESİ KULLANMADIĞINA GÖRE MÜVEKKİL KULLANMAKTADIR. Müvekkil yaklaşık bir yıldır uyuşturucu kullanmakta olup, daha önce uyuşturucu kullanmadan, Konya cumhuriyet başsavcılığnıda, ertelenmiş bir dosyası vardır. Numarası 2025/2488 dir. Yerel mahkemece bu dosya celp edilmemiş ve değerlendirilmemiştir. Ayrıca müvekkilden kan, kıl, tırnak numunesi alınarak uyuşturucu kullanıp kullanmadığına ilişkin rapor alınmasını talep etmemize rağmen bu yapılmamıştır.
Savcılık ve mahkemeler doğal olarak hiç bir suç cezasız kalmasın istemektedir. Zaten var oluş amaçları budur. Ortada bir uyuşturucu var, bu ticaret olabilir diye düşünülmesi de normaldir. Bu durumda yapılması gereken, şüphe varsa ceza verelim demek değil, olayı tüm detayı ile araştırmak, delil olabilecek, delil oluşturabilecek, delile ulaşılabilecek her ihtimali değerlendirmek, araştırmak, soruşturmak, yani etkin soruşturma yapmaktır. Somut olayda, salt miktara bakılmış, fakat başka hiç bir araştırma yapılmamıştır. Ses kayıtları istenilmemiştir. Araştırma yapılmadığı için, bu kadar uyuşturucu var, bu kişi beraat mi edecek düşüncesi oluşmaktadır. Hali ile olayın uyuşturucu gibi hassas bir konu olması sebebiyle, bir miktar uyuşturucuda varsa, mahkemeler, oluşan kamuoyu baskısı, başka baskı ve etkiler sebebiyle beraat kararı vermeye çekinmektedir. Fakat bu yaklaşım savcılık ve mahkemelerin varlık amacına ters ve adaletsiz sonuçlar doğurmaktadır. Suçlulukla mücadele için yapılması gereken, şüphe varsa ceza verelim demek değil, her detayı araştırmaktır. Bu yapılmaz ve kolaycılığa kaçılır, şablon mantıkla hareket edilirse, masum insanların ceza alması gibi, suçluların cezasız kalmasından daha ağır sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Somut karar da böyle bir karardır. Aslında somut dosyada bir araştırmaya dahi gerek yoktur. Bu miktar saf uyuşturucu değildir. Tütündür. Bunu anlamamak mümkün değildir. Dolayısıyla beraat kararı vermek için asgari mantık yeterlidir. Kolluk tutanağında ele geçirilen uyuşturucunun değerinin 18 bin tl olduğu belirtilmiştir. 18 bin tl ticaret için yeterli kabul edilemez. Kaldı ki kolluk bunu neye göre belirlemiştir. İçinde ne kadar uyuşturucu olduğunu tespit edebilmiş midir. İşte bu nedenle beraat kararı verilmesi gerekmektedir.
Savcılığın iddianamesinde, miktarı esas alan Yargıtay kararlarına yer verilmiştir. Bu kararların tamamına biz ulaşamadık. Fakat, Yargıtay'ın hiç bir kararında salt miktar baz alınarak ceza verilmemiştir. Öyle olsa bile, bu hukuki olamaz. Fakat öyle bir karar yoktur. Yukarıda anlattığımız gibi, Yargıtay, miktar ile birlikte pek çok hususun araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca müvekkilden ele geçirilen madde karışım bir maddedir. İddianamede de, sentetik konnobinoidler grubunda yer alan etken madde içerdiği belirtilmiştir. Sanki tamamı sentetik kannobinoid madde imiş gibi değerlendirme yapılması hukuki değildir. İddianame de belirtilen Yargıtay kararlarında belirtilen miktarın saf miktar mı yoksa sentetik kannobinoid içeren madde miktarı mı olduğu belirtilmemiştir. Kararların tamamına yer verilmemiş, kısa alıntı yapılmıştır. Kararların tamamının farklı kriterler ihtiva etmesi muhtemeldir. Bizde yukarıda Yargıtay kararlardan bahsettik. Olaya tıpa tıp benzeyen bir genel kurul kararını dosyaya sunduk. Bu genel kurul kararı da beraat kararı verilmesi için tek başına yeterlidir.
İLK DURUŞMADA MÜVEKKİLİN TAHLİYESİNİ SAVCILIK TALEP ETMİŞTİR. TÜRK YARGI UYGULAMASINDA MAALESEF SAVCILIK TAHLİYE VE BERAATI KOLAY KOLAY TALEP ETMEZ. HUKUKEN GEREKSE BİLE TALEP ETMEZ. HELE HELE SANIĞIN UYUŞTURUCU TİCARETİ SUÇUNDAN YARGILANDIĞI VE CEZA VERİLEBİLECEK BİR DOSYADA ASLA TALEP ETMEZ. SAVCILIĞIN TAHLİYE İSTEMESİ BİLE, MAHKEME HEYETİNİN MÜVEKKİLİN KULLANICI OLDUĞUNU BİLDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. BUNA RAĞMEN CEZA VERİLMESİNE İSE NE SÖYLESEK BOŞTUR.
Yukarıda anlattığımız üzere, olayda kesinlikle uyuşturucu ticareti söz konusu olmayıp, müvekkilin beraatına karar verilmesi gerekmektedir. Bu hukukun asgari gereğidir. MAHKEME GÖZ GÖRE GÖRE MASUM BİR İNSANA CEZA VERMEYECEK İSE, VERİLMESİ GEREKEN KARAR BERAAT KARARIDIR. SALT MİKTARI ESAS ALAN SORUNLU BAKIŞ AÇISI DIŞINDA, DOSYADA KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ KESİNLİKLE YOKTUR. HATTA MÜVEKKİLİN KULLANICI OLDUĞU AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. MİKTAR DA UYUŞTURUCU DEĞİL TÜTÜNDÜR. YÜKSEK BİR UYUŞTURUCU MİKTARI DA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.
Müvekkilin uyuşturucu satmadığı ve satmak için bulundurmadığı açık ve net olup müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Bu hukukun asgari gereğidir. Fakat Yargıtay'ın aksi kanaatte olması ihtimaline binaen son olarak şu hususu ifade etmek isteriz. Müvekkil hakkında hiç bir arama kararı olmamasına rağmen, istese müvekkil eve ve özellikle kendi odasına polisin girmesine müsaade etmeyecek olmasına rağmen, bu yollara girişmemiş, polislere tütün karışımlı maddeyi kendisi teslim etmiştir. (Tutanakta da rızaen teslim ettiği bellidir.) Yargıtay kararlarına göre de, şüphelinin kendi suçunun ortaya çıkmasını sağlaması ve uyuşturucuyu vermesi, yerini göstermesi etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmekte ve cezada indirim yapılması gerektiği belirtilmektedir. Evde başka kişilerde olmasına rağmen, müvekkil kimseye suç atmayı düşünmemiş ve maddeyi teslim etmiştir. Zaten kolluk tutanağına bakıldığında ihbar dahi başkasının ismi verilerek yapılmıştır. Müvekkil hakkında da bir ihbar yoktur. Zaten müvekkilin suçsuzluğu ortada iken, beraat kararı verilmesi gerekirken, birde müvekkilin maddeyi kendisinin teslim ettiği düşünüldüğünde, HATALI OLARAK MÜVEKKİLE CEZA VERİLECEK OLSA BİLE, ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI GEREKİR. YEREL MAHKEMCE BU HUSUSUN DEĞERLENDİRİLMEMESİ DE HATALIDIR. ASLINDA MÜVEKKİL UYUŞTURUCUYU TESLİM ETTİĞİNDE BAŞLAMIŞ BİR SORUŞTURMA DA YOKTUR. ÇÜNKÜ SAVCILIĞIN HABERİ YOKTUR. MÜVEKKİL POLİSLERİN KONUŞMAK İÇİN GELDİĞİNİ DÜŞÜNMEKTEDİR. BABASI ÖYLE DEMİŞTİR. BU NEDENLEDE CEZA VERİLMEMESİ GEREKİR. Bu nedenle kararın kaldırılması gerekmektedir.
Yargıtay'ca incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep ediyoruz. İfade edeceğimiz hususlar hayati derecede önemli olup, sözlü yargılama bizim için çok önemlidir. Müvekkil ve dosya açısından da hayati derecede önemlidir. Bu nedenle temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep ediyoruz.
NETİCE VE TALEP:
Temyiz başvurumuzun kabulü ile öncelikle Temyiz İNCELEMESİNİN DURUŞMALI YAPILMASINI,
Yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin istinaf mahkemesi kararının BOZULMASINI, MÜVEKKİLİN BERAATINA KARAR VERİLMESİNİ yada bu yönde karar verilmek üzere dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesini,
Derhal beraat kararı verilmemesi halinde tevsii tahkikat taleplerimizin kabulü ile gerek yukarıda belirttiğimiz, gerek yargılama aşamasında yazılı ve sözlü beyanlarımızda talep ettiğimzi tüm hususların araştırılması için dosyanın bozulmasını,
NETİCE DE MÜVEKKİLİN BERAATINA KARAR VERİLMESİNİ,
Yargıtay'ın aksi kanaatte olması halinde etkin pişmanlık hükümleri başta olmak üzere tüm lehe hükümlerin uygulanmasını talep ederiz. 20.05.2026.
Av. ..... ... Av. Orhan Tuğrul
A. X. müdafi A. X. müdafii
Yorumlar
Yorum Gönder